“Başa gelen şeyler, senin arzuna uyacak diye düşünme; olan biteni olduğu hâliyle kabul et.”
Epiktetos, Enkheiridion 8
Özet
Avukatlık mesleği, yalnızca hukuk bilgisi, muhakeme gücü ve dilekçe tekniğiyle yürütülen bir faaliyet değildir. Avukat, mesleğini çoğu zaman belirsizlik, gecikme, beklenmedik gelişme, müvekkil baskısı, aleyhe rapor, tanık çelişkisi ve yargısal aksaklıklarla birlikte icra eder. Bu nedenle avukatın mesleki niteliği, sadece dosyaya hâkimiyetinde değil, aksilik karşısındaki zihinsel tutumunda da ortaya çıkar. Stoacı felsefe, insanın başına gelen olayları bütünüyle seçemeyeceğini, fakat bu olaylara ilişkin yargısını, tepkisini ve iç düzenini yönetebileceğini söyler. Bu yaklaşım, avukatlık mesleği bakımından güçlü bir psikolojik ve etik zemin sunar. Stoacı avukat, aksiliği sevmez; fakat aksilik geldiğinde onu zihninin efendisi yapmaz. Aksiliği inkâr etmez, romantize etmez, fakat onu mesleki dikkat, hazırlık, itiraz ve vakar için bir sınama alanı olarak görür. Bu makalede Stoacı düşüncenin aksilik, acı, yargı, uyumlanma ve talihsizliği önceden düşünme kavramları avukatlık pratiğine uyarlanmakta; avukatın kontrol edemediği dış unsurlar karşısında koruyabileceği mesleki merkez tartışılmaktadır.
Giriş: Avukatlık Aksilikle Birlikte İcra Edilir
Avukatlık, aksilikle birlikte icra edilen bir meslektir. Bu cümle ilk bakışta karamsar görünebilir. Oysa adliyede birkaç yıl geçirmiş herkes bilir ki avukatlık yalnızca dilekçe, mevzuat, içtihat, duruşma ve müzakere faaliyeti değildir. Avukatlık aynı zamanda geciken duruşmalarla, beklenmedik ara kararlarla, aleyhe gelen bilirkişi raporlarıyla, müvekkilin kontrolsüz davranışlarıyla, karşı vekilin sert üslubuyla, tanığın şaşırtıcı beyanıyla, dosyanın tahmin edilenden farklı bir yöne sapmasıyla ve bazen hiçbir mantıklı açıklaması olmayan gündelik adliye aksaklıklarıyla birlikte yürür.
Bu yüzden avukatın mesleki olgunluğu yalnızca hukuki bilgisinden anlaşılmaz. Asıl ölçü, çoğu zaman aksilik karşısında ortaya çıkar. Bir dilekçe yazmak, bir içtihadı bulmak, bir usul hükmünü hatırlamak elbette önemlidir. Fakat duruşma salonunda beklenmeyen bir gelişme olduğunda, avukatın yüzü, sesi, susuşu, itiraz zamanı, müvekkiline bakışı ve karşı tarafa verdiği cevap da mesleğin parçasıdır. Avukatlık biraz da aksilik anında dağılmamayı öğrenme sanatıdır.
Stoacı felsefe tam burada avukatlık mesleğine güçlü bir bakış açısı sunar. Stoacılar insanın başına gelen her şeyi seçemeyeceğini, fakat başına gelen şeylere ilişkin yargısını, tavrını ve tepkisini yönetebileceğini söylerler. Avukatlık pratiği bakımından bu ayrım son derece tanıdıktır: Avukat mahkemenin kararını, tanığın ne söyleyeceğini, bilirkişinin nasıl rapor vereceğini, müvekkilin o günkü ruh hâlini, duruşmanın saatinde alınıp alınmayacağını bütünüyle yönetemez. Fakat kendi hazırlığını, üslubunu, itiraz zamanını, mesleki nezaketini, öfkesini ve dayanıklılığını yönetebilir. Avukatlıkta aksilik istisna değildir; mesleğin doğal refakatçisidir.
Aksiliği Sevmek Değil, Aksilikle Çalışabilmek
Stoacı bakış çoğu zaman yanlış anlaşılır. Sanki Stoacılar kötülüğü, acıyı, talihsizliği veya aksiliği severmiş gibi düşünülür. Oysa mesele bu değildir. Makul her insan gibi Stoacı da aksilikten çekinir. Hiç kimse aleyhe bilirkişi raporu gelsin, duruşma saatlerce beklesin, müvekkil dosyayı zora soksun, hâkim dosyaya hazırlıksız girsin veya tanık beklenmedik bir beyanda bulunsun istemez.
Fakat Stoacı tavır şunu söyler: Kaçınamadığın aksilik geldiğinde, onu zihninin hükümdarı yapma. Bu ilke avukatlık mesleği için son derece değerlidir. Çünkü avukatın yaşadığı sarsıntıların önemli bir kısmı yalnızca olayın kendisinden değil, olaya yüklediği iç yorumdan büyür. Aleyhe rapor önemlidir; fakat “bu dosya bitti” yargısı, raporun kendisinden daha yıkıcı olabilir. Duruşmanın geç başlaması can sıkıcıdır; fakat “bu meslek artık çekilmez” duygusuna teslim olmak, gecikmenin kendisinden daha fazla enerji tüketir. Müvekkilin paniği yorucudur; fakat avukatın o paniği kendi zihnine aynen taşıması, savunmanın düzenini bozar.
Stoacı avukat aksiliği romantize etmez. Fakat ona teslim de olmaz. Onu mesleki dikkatin konusu hâline getirir. Burada ince bir ayrım vardır: Aksilik avukatı sarsabilir; fakat avukatın bütün mesleki merkezini ele geçirmemelidir. Aksilik geldiğinde avukatın zihni ilk şoku yaşayabilir. Bu insani bir tepkidir. Ama iyi avukat, ilk sarsıntıdan sonra kendisine şu soruyu sorabilendir: “Şimdi ne yapılabilir?” Bu soru, avukatı mağduriyet duygusundan çıkarır ve yeniden mesleki özne hâline getirir.
Avukatın Kontrol Alanı
Aksilik karşısında sorulması gereken ilk soru şudur: Bu olayın hangi kısmı benim elimde? Bu soru basit görünür; fakat avukatlık pratiğinde çoğu zihinsel dağınıklığı önler. Çünkü avukat çoğu zaman kontrol edemediği şeylerin yükünü de kendi omuzlarında taşır. Mahkemenin kararından kendini bütünüyle sorumlu tutar. Bilirkişinin hatalı değerlendirmesini kişisel yenilgi gibi yaşar. Müvekkilin ölçüsüz sözünü kendi mesleki itibarıyla özdeşleştirir. Karşı vekilin üslubunu kendi iç dengesine saldırı gibi algılar.
Oysa Stoacı ayrım berraktır: Karar mahkemeye aittir; fakat karara giden yolda gösterilecek mesleki özen avukata aittir. Tanığın ne söyleyeceği avukatın tam denetiminde değildir; fakat tanığa hangi soruların, hangi sırayla ve hangi amaçla yöneltileceği avukatın hazırlık alanındadır. Bilirkişi raporunun sonucu avukatın iradesinde değildir; fakat raporun çelişkilerini göstermek, eksik incelemeyi ortaya koymak, denetime elverişsizliği vurgulamak avukatın görevidir. Müvekkilin duygusal dalgalanmaları bütünüyle önlenemez; fakat müvekkile süreci dürüstçe anlatmak, beklentiyi yönetmek ve savunma disiplinini korumak mümkündür.
Avukat her şeyi yönetemez. Fakat yönetebileceği alanı ihmal ettiğinde, aksilik yalnız dışarıdan gelmez; içeriden de büyür. Bu nedenle Stoacı avukatlık, pasif kabulleniş değildir. Aksine, enerjinin doğru yere yöneltilmesidir. Avukat kontrol edemediği şeye öfkelenerek tükenmek yerine, kontrol edebildiği alanda daha berrak, daha dikkatli ve daha etkili davranmaya çalışır.
Önceden Görmek: Kötümserlik Değil, Mesleki Hazırlık
Stoacı düşüncede önemli bir alıştırma vardır: Muhtemel talihsizlikleri önceden düşünmek. Bu, hayatı karamsarlıkla yaşamak değildir. Beklenmeyenin yıkıcı etkisini azaltma yöntemidir. Avukatlık bakımından bu alıştırma son derece pratiktir.
Duruşmaya giderken yalnız ideal senaryoya hazırlanmak yetmez. Hâkim dosyaya hâkim olmayabilir. Tanık beklenmedik beyanda bulunabilir. Karşı taraf yeni belge sunabilir. Müvekkil duruşma öncesinde panikleyebilir. Mahkeme, avukatın beklediği usulî hassasiyeti göstermeyebilir. Dosya hiç hesapta olmayan bir yöne sapabilir. Bunları önceden düşünmek avukatı korkak yapmaz; hazırlıklı yapar. Avukatın zihninde yalnız “olması gereken duruşma” değil, “olabilecek duruşma” da bulunmalıdır. Savunma stratejisi yalnız ideal zemine göre değil, aksilik ihtimaline göre de kurulmalıdır. Çünkü meslek hayatında çoğu zaman dosya, avukatın zihnindeki kusursuz plana sadık kalmaz.
Stoacı avukat, “Bu nasıl olur?” şaşkınlığında uzun süre kalmaz. Çünkü meslek ona şunu öğretmiştir: Olur. Adliyede olur. Dosyada olur. İnsanda olur. Tanıkta olur. Bilirkişide olur. Müvekkilde olur. Hatta bazen avukatın kendisinde de olur. Önemli olan aksiliğin varlığı değil, avukatın o aksilik karşısında mesleki merkezini kaybedip kaybetmediğidir.
Acı ve Yargı: Dosyanın Yükü mü, Zihnin Eklediği Yük mü?
Stoacıların üzerinde ısrarla durduğu konulardan biri, olay ile olaya ilişkin yargı arasındaki farktır. Acı, sıkıntı ve terslik bütünüyle yok sayılamaz. Fakat bunların insan üzerindeki etkisi, zihnin onlara eklediği yorumla büyür veya küçülür. Avukatlık mesleğinde bu ayrım çok önemlidir. Dosya ağır olabilir. Fakat “bu dosya beni mahvedecek” düşüncesi, dosyadan ayrı ve fazladan bir yüktür. Duruşma yorucu olabilir. Fakat “kimse emeğimi görmüyor” duygusu, yorgunluğa ikinci bir katman ekler. Bilirkişi raporu hatalı olabilir. Fakat “artık adalet diye bir şey yok” genellemesi, somut itiraz enerjisini tüketir. Müvekkil zorlayıcı olabilir. Fakat “bütün müvekkiller böyledir” düşüncesi, avukatın mesleki ilişkilerinde kalıcı bir sinizme dönüşebilir.
Stoacı avukat yaşadığı sıkıntıyı inkâr etmez. Kendisine “hiçbir şey olmamış gibi davran” demez. Fakat sıkıntıya kendi zihninde gereksiz ilaveler yapmamaya çalışır. Çünkü avukatın mesleki kuvveti, olayla yorum arasındaki mesafeyi koruyabildiği ölçüde artar. Her aksilik tepki ister; fakat her aksilik iç çöküş istemez.
Avukatın dosyayı ciddiye alması gerekir. Ancak dosyanın ağırlığını kendi varlığına yönelmiş mutlak bir tehdit gibi yaşaması gerekmez. Mesleki dayanıklılık, işte bu ayrımda başlar.
Uyumlanma: Haksızlığa Alışmak Değil, Mücadele Ederken Dağılmamak
Stoacı metinlerde aksiliğe uyumlanma fikri önemli bir yer tutar. Fakat bu kavram dikkatle anlaşılmalıdır. Çünkü uyumlanma kolayca teslimiyetle karıştırılabilir. Avukatın yargı sistemindeki aksaklıklara uyumlanması, haksızlığı kabullenmesi anlamına gelmez. Duruşmaların gereksiz biçimde geç başlamasına, gerekçesiz ara kararlara, özensiz bilirkişi raporlarına, dosya merkezli yargılamaya veya savunmanın yeterince dinlenmemesine razı olmak Stoacı tavır değildir.
Stoacılık pasif razı oluş değildir. Stoacı avukat haksızlığa itiraz eder. Usul ihlalini kayda geçirir. Tutanak ister. Gerektiğinde reddi hâkim yoluna başvurur. Üst denetim yollarını kullanır. Mesleki itirazını açık, ölçülü ve kararlı biçimde dile getirir. Fakat bütün bunları yaparken kendi iç düzenini de korur. Çünkü öfke bazen haklıdır; ama yönetilmediğinde savunmanın berraklığını bozar. Sitem bazen yerindedir; ama ölçüsüzleştiğinde hukuki argümanın önüne geçer. Kırgınlık anlaşılabilir; ama avukat kırgınlığın içinde kalırsa dosyanın gerektirdiği soğukkanlı hamleyi geciktirir.
Bu nedenle Stoacı uyumlanma, adaletsizliğe razı olmak değil; adaletsizlikle mücadele ederken zihinsel dağılmayı önlemektir. Avukatın mesleki vakarının en çok sınandığı yer de burasıdır. Haksızlığa susmamak; fakat haksızlığın üslubunu kendi üslubu hâline getirmemek.
Aksiliği Hammaddeye Çevirmek
Stoacı düşüncenin en güçlü taraflarından biri, tersliği bütünüyle anlamsız bir felaket olarak görmemesidir. Aksilik, doğru işlendiğinde bir tür mesleki hammaddeye dönüşebilir.
Aleyhe bilirkişi raporu, daha güçlü bir itiraz dilekçesine zemin hazırlayabilir. Tanığın çelişkili beyanı, sorgu tekniği bakımından imkân doğurabilir. Mahkemenin eksik incelemesi, istinaf veya temyiz sebebi hâline gelebilir. Müvekkilin gerçekçi olmayan beklentisi, avukata iletişim dilini yeniden kurma fırsatı verebilir. Karşı vekilin sert üslubu, avukatın vakarını göstereceği bir sınava dönüşebilir.
Elbette her aksilik kazanç değildir. Bazı aksilikler yalnızca zarardır, kayıptır, yorgunluktur. Bunu süslemeye gerek yoktur. Stoacı bakış, hayatın her darbesini yapay bir iyimserlikle parlatmaya çalışmaz. Fakat mesleki olgunluk, zararın içinden bile yapılabilecek hamleyi görebilme yeteneğidir.
Stoacı avukat, “Bu neden başıma geldi?” sorusunda uzun süre takılı kalmaz. Daha mesleki bir soruya geçer: “Şimdi elimde ne var ve bununla ne yapabilirim?” Bu soru, avukatı edilgen yakınmadan çıkarır ve yeniden fail konumuna taşır.
Başkasının Meselesine Bakar Gibi Bakabilmek
Stoacıların dikkat çekici alıştırmalarından biri de kişinin kendi meselesine, sanki bir başkasının meselesiymiş gibi bakabilmesidir. İnsan, başkasının yaşadığı aksilik karşısında çoğu zaman daha serinkanlıdır. Başkasına “olur böyle şeyler”, “şimdi yapılacak işe bakalım”, “önce sakinleşelim” diyebilir. Fakat aynı olay kendi başına geldiğinde zihinsel mesafe daralır.
Bu avukatlıkta da böyledir. Avukat, müvekkiline çoğu zaman soğukkanlı tavsiye verir. “Bu rapora itiraz ederiz.” “Bu beyanı çelişki olarak kullanırız.” “Bu ara kararı üst denetimde ileri süreriz.” “Bu aşamada panik yapmayalım.” Fakat kendi dosyasında, kendi emeğinin zedelendiğini düşündüğü anda aynı serinkanlılığı korumakta zorlanabilir.
Oysa avukatlık mesleği, başkasının meselesine bakma becerisi üzerine kuruludur. Avukat, müvekkilin telaşına bütünüyle kapılırsa savunma kuramaz. Müvekkilin öfkesini kendi öfkesi hâline getirirse strateji zayıflar. Müvekkilin umutsuzluğunu aynen devralırsa mesleki mesafe kaybolur. Bu nedenle Stoacı bakış, avukata yalnız kendi hayatı için değil, mesleki ilişkisi için de önemli bir disiplin kazandırır: Olayın içinde ol, fakat olayın girdabı olma. Avukatın mesleki mesafesi duygusuzluk değildir. Aksine, yardım edebilmenin şartıdır.
Amor Fati ve Avukatlık: Kaderi Sevmek mi, Olanla Çalışmak mı?
Nietzsche’nin “amor fati” kavramı, Stoacı kabulleniş fikriyle birlikte düşünülebilir. Ancak avukatlık bakımından bu kavram dikkatle ele alınmalıdır. Avukat için “olanı sevmek”, haksızlığı sevmek veya adaletsizliği meşrulaştırmak değildir.
Avukatın görevi, haksızlığı güzel göstermek değildir. Fakat avukat, olmuş olanla çalışmak zorundadır. Dosyadaki vakıa artık vardır. Müvekkilin söylediği söz söylenmiştir. Tanık beyanı zapta geçmiştir. Bilirkişi raporu dosyaya girmiştir. Mahkeme ara kararını kurmuştur. Avukat, olanı yok sayarak değil; olanı doğru okuyarak savunma yapabilir. Bu nedenle avukatlıkta Stoacı kabulleniş, gerçekliği inkâr etmeme disiplinidir.
Birçok kötü savunma, dosyanın gerçek durumunu kabul etmeyi geciktirdiği için zayıflar. Avukat, dosyanın aleyhe yanlarını görmezden gelirse, lehine olanları da etkili biçimde kullanamaz. Stoacı avukat ise gerçeği önce olduğu gibi görmeye çalışır. Sonra onunla ne yapılabileceğine bakar.
Bu tavır, savunmanın ahlaki ve mesleki ciddiyetidir.
Şaşırmamak: Avukatın İç Disiplini
Adliyede en yorucu şeylerden biri de sürekli şaşırmaktır. Her gecikmeye şaşırmak. Her özensiz rapora şaşırmak. Her kaba söze şaşırmak. Her ara karara şaşırmak. Her müvekkil paniğine şaşırmak. Şaşırmak insani bir tepkidir; fakat sürekli şaşırmak mesleki enerjiyi tüketir. Stoacı avukat zamanla şunu öğrenir: İnsan unsurunun bulunduğu her yerde aksilik de bulunur. Mahkeme insandır. Müvekkil insandır. Tanık insandır. Bilirkişi insandır. Karşı vekil insandır. Avukatın kendisi de insandır.
Bu gerçek, aksiliği mazur göstermez. Fakat onu mutlak bir felaket olmaktan çıkarır. Beklenebilir hâle gelen şey, zihni daha az sarsar. Avukat, aksiliğin ihtimal dâhilinde olduğunu bildiğinde, onunla karşılaşınca daha çabuk toparlanır.
Burada avukatın kendisine söyleyebileceği cümle şudur: “Bu olabilirdi. Oldu. Şimdi mesleki olarak ne yapılması gerekiyorsa onu yapacağım.” Bu cümle basittir; ama birçok durumda avukatın iç dengesini korur.
Avukatın Vakar Alanı
Aksilik karşısında avukatın en kıymetli sermayelerinden biri vakardır. Vakar, sessiz kalmak değildir. Her şeye katlanmak hiç değildir. Vakar; öfkeyi, sitemi, itirazı ve mücadeleyi mesleğin dili içinde tutabilme becerisidir.
Avukat, duruşma salonunda haksızlığa itiraz ederken de vakarını koruyabilir. Bir bilirkişi raporunu sert biçimde eleştirirken de nezaket sınırını aşmayabilir. Müvekkiline kötü ihtimali anlatırken de paniği büyütmeyebilir. Karşı vekilin üslubuna cevap verirken de kendi üslubunu düşürmeyebilir.
Stoacı avukatın gücü burada belirir. O, duygusuz değildir. Fakat duygularının yönetiminde değildir. O, öfkelenmez değildir. Fakat öfkesini savunmanın yerine geçirmez. O, kırılmaz değildir. Fakat kırgınlığını mesleki strateji sanmaz. O, yorulmaz değildir. Fakat yorgunluğunu adalet duygusunun bütünü hakkında acele bir hükme dönüştürmez. Bu nedenle Stoacı avukatlık, bir tür mesleki iç disiplin öğretisidir. Avukatın dış dünyadaki aksilikler karşısında iç dünyasında bir merkez kurmasıdır.
Sonuç: Aksilik İçinde Savunma Ahlakı
Avukatlık mesleği, ideal şartlarda icra edilen steril bir akıl faaliyeti değildir. Avukat çoğu zaman eksik bilgiyle, sınırlı zamanla, yüksek beklentiyle, insani zaaflarla ve kurumsal aksaklıklarla birlikte çalışır. Bu yüzden avukatın yalnız hukuk bilgisine değil, aksilik karşısında iç düzenini koruyacak bir felsefeye de ihtiyacı vardır. Stoacılık bu noktada avukata kuru bir teselli sunmaz. Ona “aldırma” demez. “Her şeyi kabullen” de demez. Daha sahici ve daha zor bir şey söyler: Başına geleni bütünüyle seçemeyebilirsin; fakat başına gelen şeyin seni neye dönüştüreceği konusunda hâlâ bir payın vardır.
Avukat için bu pay, mesleki vakar alanıdır. Aksilik geldiğinde bağırmadan, dağılmadan, acele genellemeler yapmadan, kendi öfkesine esir olmadan, fakat hakkı da terk etmeden durabilmek… İşte Stoacı avukatın gücü burada ortaya çıkar. O, aksiliği sevmez. Fakat aksilik geldiğinde, onu zihninin hükümdarı yapmaz.

