Tanımanın İptali Davasında İspat ve Usul

1-) 4721 Sayılı TMK’nun 297. maddesinde; tanımanın iptali davasının anaya ve çocuğa karşı açılacağı, 426/2. maddesinde; yasal temsilcisi (annesi) ile küçüğün menfaati çatıştığında küçüğe kayyım atanacağı hükme bağlanmıştır. Somut olayda, davanın baba tarafından anaya ve küçük İfakat’e karşı açıldığı, tanımanın iptaline dair olduğu ve mahkemece küçüğe kayyım tayin ettirilmeden karara bağlandığı anlaşılmaktadır.

Yukarıdaki yasal düzenlemeler dikkate alındığında, mahkemece küçük İfakat’e kayyım tayin ettirilerek davanın kayyıma da yöneltilmesi suretiyle taraf teşkili sağlanıp gösterdikleri takdirde delilleri toplanarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması,

2-) Dava Türk Medeni Kanunu’nun 297. vd. maddeleri uyarınca baba tarafından açılan tanımanın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kamu düzenini ilgilendirmesi bakımından kuşku ve duraksamaya neden olmaksızın soybağının doğru olarak tespit edilmesi zorunludur. Somut olayda iddia ile ilgili olarak mahkemenin belirleyeceği resmi bir kuruluştan DNA incelemesi yaptırılması gerektiği hususu gözetilmeden salt taraf beyanları ve mahkeme dışı davalı tarafından özel bir merkezden alınan rapora itibar edilerek, davanın kabulüne karar verilmesi,

3-) Dava davacı adına vekili tarafından açılmıştır. Tanımanın iptali davası açma ve bu davayı takip etme, şahsa bağlı bir hakkın kullanımı niteliğinde olup, vekaletnamede özel yetkinin varlığını gerektirir. (HMK.m.74/2) Davayı açan avukatın vekaletnamesinde açıklanan husustaki eksiklik giderilmeden hüküm kurulmuş olması da, doğru bulunmamıştır (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi – Karar: 2017/763).