İthalatçı Firmanın Ayıplı Maldan Sorumluluğu
Dava, malın ayıplı olmasından kaynaklanan sözleşmeden dönme ve bedel iadesi talebine ilişkindir. Davacı aracın ayıplı olduğu iddiasıyla sözleşmeden dönerek araç bedelinin iadesine karar verilmesini talep etmiş, davalı ithalatçı şirket ise davacının ithalatçı olan şirketlerine karşı sözleşmeden dönme ve bedel iadesi talebinde bulunamayacağını savunmuştur. 6502 Sayılı Tüketici’nin Korunması Hakkındaki Kanun’un 11/1.maddesinde tüketicinin malın ayıplı olduğunun anlaşılması halinde kullanabileceği seçimlik hakları sıralanmış ve tüketicinin bu seçimlik haklarından birini kullanabileceği, satıcının ise tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlü olduğu kabul edilmiştir. 11/2.maddesinde ise; ‘‘Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesi hakları üretici veya ithalatçıya karşı da kullanılabilir. Bu fıkradaki hakların yerine getirilmesi konusunda satıcı, üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.’’ denilerek ithalatçıya karşı kullanılabilecek seçimlik haklar gösterilmiştir. Ancak kanunun 11/2.maddesinin aynı kanunun 56.maddesiyle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Kanunun 56/3.maddesinde; ‘‘Tüketici bu Kanunun 11 inci maddesinde belirtilen seçimlik haklarından onarım hakkını kullanmışsa, malın garanti süresi içinde tekrar arızalanması veya tamiri için gereken azami sürenin aşılması veya tamirinin mümkün bulunmadığının anlaşılması hâllerinde 11 inci maddede yer alan diğer seçimlik haklarını kullanabilir. Satıcı tüketicinin talebini reddedemez. Bu talebin yerine getirilmemesi durumunda satıcı, üretici ve ithalatçı müteselsilen sorumludur.’’ denilmekte ve tüketicinin diğer seçimlik haklarından ithalatçının da sorumlu olacağı durumlar düzenlenmiş bulunmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde İlk derece mahkemesince, 28/12/2016 tarihli rapor hükme esas alınarak davanın kabulü ile aracın davalıya iadesine, 60.090,64 TL’nin 20/03/2012’den işleyecek ticari faizi ile işleyecek davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince; konusunda uzman bilirkişi tarafından gizli ayıplı olarak nitelenen arızaların servis tarafından giderilemediği davacının 6502 sayılı yasada belirlenen seçimlik haklarından olan bedel iadesini talep edebileceği bu itibarla davalının bu yöne ilişkin istinaf itirazlarının reddine karar verilmiş, aracın davacı kullanımında iken kazaya karışması nedeniyle 5.000,00 TL değer kaybına uğradığı, bu miktarın davacı alacağından mahsubunun gerekeceği, davacının hüküm altına alınan alacağına aracın davalıya iade tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği gerekçesi ile davalının istinaf itirazının kısmen kabulüne karar verilmiş ise de hükme esas alınan bilirkişi raporunda bir yandan araçla yapılan test sürüşünde araçta herhangi bir teknik arıza ile karşılaşılmadığı belirtmiş bir yandan da davacı tarafından dosyaya ibraz edilen CD kayıt görüntüleri ve servis kayıtları birlikte değerlendirilerek aracın imalattan kaynaklanan gizli ayıplı olduğu kanaatine varılmış olup bilirkişi raporu bu haliyle yetersiz olup hüküm kurmaya elverişli değildir. Hal böyle olunca; Bölge adliye mahkemesince, konusunda uzman yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine açık ve yeterli bilirkişi raporu alınarak, alınan rapor sonucuna göre de 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 11/2. ve 56/3.maddesinin değerlendirilerek, davalı ithalatçı firmanın davacının sözleşmeden dönme ve bedelin iadesi talebi yönünden sorunmlu olup, olmayacağının tartışılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi – K.2020/6974).
