Meslek Hastalığı Tazminat Davası Açıldıktan Sonra Ölüm ve Yakınların Manevi Tazminat İstemi

Dava, meslek hastalığı sonucu ölen sigortalının hak sahiplerinin manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece; davacıların murisinin yakalandığı meslek hastalığı sebebiyle maddi tazminat talebinde bulunduğu, manevi tazminatına dair bir talebinin olmadığı, bu sebeple davacıların da, ölenin yakalandığı meslek hastalığı sebebiyle manevi tazminat talep edemeyecekleri gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olup bu karar süresinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacıların murisinin, 29.3.1983 – 13.9.2005 tarihleri arasında davalı işyerinde kalıplama bölümünde çalıştığı, burada kumu özel tahta kalıplara dökerek döküm kalıpları elde ettiği, davacının meslek hastalığına yakalandığı, bu sebeple de iş gücü kaybı oluştuğunun İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesi ile Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesinin raporlarıyla sabit olduğu, İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesinin 22.5.2007 tarihli mütalasında. “sigortalının ölümünün pnömonkonyoz meslek hastalığı ve komplikasyonlarından olduğunun” belirtildiği, 30.7.2003 tarihli iş müfettişi raporunda; işyerinde meslek hastalığı meydana gelmesinde davalı işverenin %90 oranında kusurlu olduğu, %10 oranında da kaçınılmazlık olduğunun anlaşıldığı, SGK’nın sigortalıya maluliyeti sebebiyle gelir bağladığı, daha sonra kusurlu olduğunu belirttiği davalı işveren aleyhine dava açarak faiziyle tahsilini talep ettiği, Kartal 1. İş Mahkemesi’nin 2004/316 E. sayılı dosyasında görülen davada alınan bilirkişi heyeti raporunda meslek hastalığının oluşumunda davacının %90 oranında kusurlu olduğu, olayda %10 kaçınılmazlık bulunduğunun belirtildiği, bu bilirkişi raporuna dayanılarak verilen kabul kararın Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin incelemesinden geçerek 6.4.2009 tarihli ilamla onandığı görülmüştür.

Uyuşmazlık, murisin sağlığında manevi tazminat talebinde bulunmaması sebebiyle mirasçılarının manevi tazminat talebinde bulunup bulunmayacağı noktasında toplanmaktadır.

Ölüm hallerinde manevi tazminatın yasal dayanağı B.K. 47. maddedir. Buna göre “Hakim, hususi halleri nazara alarak cismani zarara düçar olan kimseye yahut adam öldüğü takdirde ölünün ailesine manevi zarar namiyle adalete muvafık tazminat verilmesine karar verebilir.” Manevi tazminata hükmedebilmek için ortada bir manevi zarar olmalıdır. Manevi zarar, malvarlığı dışında kalan değerlerin yani kişi varlığı değerlerinin zedelenmesi sonucu doğan rahatsızlık, duyulan elem ve acı (ızdırap) olarak gözükmektedir. Manevi tazminat ise, zarar görenin kişi varlığı değerlerindeki zedelenme sonucu oluşan elem ve acının (rahatsızlığın) genellikle ödenen bir tazminatla değerlendirilmesinden ibarettir. Ölüm halinde bundan çok ciddi surette elem duyacak kimseler vardır. Manevi tazminat isteyecek olan kimseler, ölümden son derece üzüntü ve elem duyan kimselerdir. Ölümden hakikaten elem duyacak olanlar ölünün yakınlarıdır.

Ölenin, davacılardan Nazmiye’nin eşi, diğer davacıların da babası olduğu, 22 yıl 6 ay davalı işyerinde çalıştığı ve meslek hastalığına yakalandığı, 46 yaşında meslek hastalığına bağlı olarak öldüğü, işverenin kusurlu olduğu, davacıların manevi tazminat talep ederken hem murisin hastalığı döneminde çektiği acılar, hem de murisin meslek hastalığına bağlı olarak vefatı sebebine dayandığı anlaşılmaktadır. Davacıların, murislerinin ölümü sebebiyle elem ve acı çektikleri, buna göre manevi zararlarının olduğu, bu sebeple açılan manevi tazminat davasının haklı olduğu ortadadır (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi – Karar : 2012/8520).